18 Eylül 2010 Cumartesi

İnsanlara dair ne öğrendiysem trafikten öğrendim

Camus "Hayata dair öğrendiğim ne öğrendiysem, futboldan öğrendim. Çünkü top hep beklemediğim köşeden geldi" demiş. İlk başta çok abartılı bir cümle gibi dursa da üstünde biraz düşününce hak veriyor insan. Hayata ve insanlara dair bir şeyler öğrenmek için hayatın farklı dallarında insanlarla ilişki içinde olmak yeterli. Ben de hayat değil ama insanlarla ilgili bir çok şeyi trafikten öğrendim diyebilirim. İnsanların araba kullanma stilleri aslında hayata yaklaşımlarının da bir göstergesi.


Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Kimisi yola çıkarken hazırlığını önceden yapar, yolda ihtiyacı olan şeyleri yanına alır, tedbirlidir. Kimisi yolda haldır haldır çanta karıştırır.


Kimisi kendisini yolun sahibi sanır, sizden yavaş gittiği halde sağa geçmez.


Kimisi emniyet şeridine girer, önünüze kırar. Sizi nasıl bir tehlikeye attığını veya zarar verdiğini zerre umursamaz, önemli olan o an için istediğini elde etmiş olmasıdır.


Kimisi sadece kendi yoluna bakar, etrafında akıp giden arabalarla, hayatla ilgilenmez.


Kimisi başkalarının başına gelen felaketle gereğinden fazla ilgilenir, amacı yardım etmek değil, merakını gidermek ve sohbet konusu yapmaktır.


Kimisi en iyi arabaya sahip olduğunu düşünür ve size böcek muamelesi eder.


Kimisi en kötü arabaya sahip olduğunu düşünür ve bunu gizlemek için size böcek muamelesi yapar.


Kimisi hızlı gidince keyifli gittiğini sanır.


Kimisi hem telefonla konuşur, hem sürmeye çalışır, hem de selektör yapar.


Kimisi de her zaman yol verir.


Kimisi en ufak olayda yaygarayı basar.


Kimi kurallara uyar, kimi kuralları delmek için yaşar.


Kimi efendice sırasını bekler, kimi kaynak yapar/söz keser.


Kiminin hangi yöne gideceğini önceden bilirsiniz, işaret verir.


Kimi arabasını düşmanından hınç alır gibi kullanır, kimi ona bebeği gibi bakar.


Kimi kendisinden zayıf durumda olanları umursamaz, anlayış göstermez, yardım etmez.
(Yayalardan nefret edenler var)

Kendi çevrenizdeki insanlara uygulayın, çok benzer insanlar göreceksiniz. İşte sizin yükselmenize engel olan biri, sizi kazıklayıp kötü ürün satmaya çalışan satıcılar, size yalan söyleyen sevgili, buluşmak için her seferinde ayağına çağıran arkadaş, derdinizle ilgiliymiş gibi yapan ama hemen dedikoduya koşan komşu, hazine arazisine gecekondu diken hemşeri.

Bir kitabın sinopsisi nasıl yazılır?

Önce birkaç kural. Bir senaryo özeti üçüncü tekil şahıs ve geniş zamanla anlatılır. Romanda böyle bir zorunluluk yoktur. Hedef ajansa olay örgüsünü nasıl kurduğunuzu göstermektir. Sizin bir hikayeniz vardır ve bir hikayenin yapması gerekeni yapar. Okuyucuyu yakalar, çatışmaları ve tehlikeleri inşa eder ve hikayeyi tatmin edici bir şekilde sonlandırır. Hikayenizi göstermek ve onu aktifleştirmek istiyorsunuz ama sürekli şekilde özetin doğasını anlatıyorsunuz. Bu şekilde hissediyorsanız kendinizi yıpratmayın. Eğer hikayeniz sıkıcı geliyorsa endişelenin ama biri okumak istiyor gibi görünüyorsa devam edin. Kaderi inşa etmeli ve tehlikeyi tırmandırmalı ve birinin daha sonra ne olacağını merak etmesini istemelisiniz. Sinopsisi bir arkadaşınıza okuyun, her paragrafta durup dinleyiciye sonunu merak edip etmediğini sorun. (Bunun için doğru insana ihtiyacınız var)

Genellikle hikayenizde yarım düzine büyük ana ihtiyacınız vardır. Gösterişli parçalar. Hikayenin dönüm noktaları bunlardır. Bence şöyle sıralanabilir.


Açılış sahnesi - Opening scene
Tetikleyici olay - Inciting event
Perde 1 kriz - Act one crisis
Perde 2 açığa çıkma- Act two revelation
Düğüm - Midpoint reversal
Perde 3 Felaket - Act three disaster
Doruk - Climax
Çözüm - Wrap up

Açılış Sahnesi:

Kitapta: Açılış sahnesi, tabiki, kitabın açılış tarzıdır. Ana karakteri ve dünyasını tanıtır. Bu insanın neden farklı ya da yeterince özel olduğuna dair bir lezzet verirki okuma isteği uyandırsın.
Sinopsiste: Karakteri anlamak için gerekli anahtar noktaları özetler. Bu detayları bilmeden, sinopsisi anlayamazsınız. Ana karakterin acıları geçirme yeteneği olması gibi.

Tetikleyici Olay:

Kitapta: Tetikleyici olay adı gibi hikayenin geri kalanını harekete geçirir. Bu genellikle şüphe uyandıran bir kancaya oturtulur ve kamuflajın arkasında bulabileceğiniz bir şeydir.

Sinopsiste: Bu olayı ve neden önemli olduğunu anlatan başka bir paragraftır. Sebep/güdü sinopsiste çok önemlidir, hikayenin ilerleyişini gösterir ve neden önemli olduğunu. "Ne" ve "nasıl" ile birlikte "neden" sorusuna cevap vermeyi de unutmayın (Bu sadece başlandıç için değil tamamı için geçerlidir).

Perde 1 Kriz:

Kitapta: Olayların son derece yanlış gittiği durumdur. Ana karakterinizin büyük bir problemi olduğunu ve çözmesi gerektiğini anladığı noktadır. Tipik olarak, bu tetikleyici olay ile yüzleştiği herneyse onu çözmeye çalıştığında olan şeydir.

Sinopsiste: Ne olduğu ve neden önemli olduğu ile ilgili bir ya da iki paragraftır. Tehlikeleri unutmayın, çünkü bunlar hikaye problemlerinin nasıl tırmanacağını gösterir. Daha önce Problem A vardı, çözülmesi gereken, şimdi ise durum daha kötü ve Problem B'yi çözmeli.

Perde 2 Açığa Çıkma:

Kitapta: Ana karakter biraz kazı yapar ve gerçekte öyle görünmeyen şeyleri ortaya çıkarır. Bir sır açığa çıktığında, bunu açıklamak ana karaktere ekstra yük getirir ama devam etmekten başka seçeneği yoktur.

Sinopsiste: Karmaşık bir olay örgüsü olmadıkça, bu bölümü bir paragrafla geçebilirsiniz. Ana karakterin kayaların arasına nasıl sıkıştığını gösterin, gerilimi tırmandırın.

Düğüm/Geri Dönüş:

Kitapta: Bunu herkes uygulmaz, ama ben hikayeyi ortasında yanyollardan ilerletmeyi ve okuyucuya ummadığı bir şey vermeyi seviyorum. Okuyucu hikayenin nereye gittiğini keşfettiğini sanır ama bekleyin! Bu aniden değişir.

Sinopsiste: Bir paragraf ile burada ana karakterin dünyası tepe taklak olduğu ve asla uygulamamaya yemin ettiği/uygulayamayacağı bir şekilde davranmaya zorlandığı anlatılır.

Perde 3 Felaket:

Kitapta: Bu doruğa giden bir koşudur. Ana karakterin günü kurtarmak için büyük bir planı vardır, tabi ki acınacak şekilde başarısız olur. Bu ya hep ya hiç planlarından birisidir ve hikayenin başından beri olduğundan çok daha kötü bir duruma gelir.

Sinopsiste: Bir paragraf ile olay ve gerilimin bir kez daha nasıl tırmandığı anlatılır. İyi bir nokta ana karakterin bu konuda nasıl hissettiğini göstermektir ki, sonrasında kazanmak için neleri riske edebileceğine inanalım.

Doruk:

Kitapta: Eldeki tüm kartların açıldığı, büyük kötü adamla karşılaşıldığı sondur. Ana karakter kim ya da ne 300 sayfadır hayatını mahvettiyse onunla yüzleşir.

Sinopsiste: Bir ya da iki paragraf nasıl sona ereceğini anlatır. Kandırma/yanıltma ya da kitap için bir sır bırakmayın, bu sinopsisin hedefi değildir. Siz sağlam ve mutlu edici bir son istiyorsunuz, öyleyse şimdiye kadar bahsedilen her şeyin çözülmesi gerek.

Çözüm:

Kitapta: Sonsuza kadar mutlu yaşarlar ya da kıyamet kopar, sizin seçiminiz. Ama ana karakter günü kurtarır.

Sinopsiste: Bir paragraf bütün hikayeyi bağlamak için. Eğer ana karakterin alması gereken bir ders varsa onu özetlemek için uygun bir noktadır.

Bu format size bir ya da iki sayfalık sinopsis verir, gerekirse ekleme veya eksiltme yapabilirsiniz. Her şeyin yolunda gitmesi için bir kural da şudur; açılış kısmı kitabın %5'lik kısmını kaplıyorsa, sinopsisin de %5'lik kısmını kaplamalıdır. Bu hikayenin hem hızlı gitmesine hem de yavaş gitmesine engel olur.

İlk sefer için kendinizi çok sınırlandırmayın, kötü olsa bile yazın. İlk taslağın hedefi temel bilgileri kaydetmektir.

Hepsini yazdıktan sonra, cımbızla çekip çıkartın. Zayıf fiilleri ve zarfları çıkarıp atın. Çünkü çok sınırlı bir yerde çok şey söylemeniz lazım. Bu yüzden de her cümle mümkün olduğu kadar öz olmalıdır.

Bunu bir kere yaptıktan sonra, güvendiğiniz ve hikaye hakkında hiçbir şey bilmeyen birine okutun. Kafasının karıştığı yerleri ve anlamadığı şeyleri işaretlemesini rica edin. Siz, bazı detaylar belli olmasa bile, insanların hikayenizi takip edebilmelerini istersiniz. Örneğin Vexon kondansatörünün ne olduğunu bilmeseler bile, kötü adamın onu kahramanın dünyasını patlatmak için kullandığını bilmeleri yeter.

Bazı insanlar isimleri büyük harflerle yazmanızı öğüt verirler. Ben daima ana karakterin adını ilk yazdığımda büyük harflerle yazarım, kalanında normale dönerim.

Sinopsisinizi okumalar arasında kuluçkaya yatırmak iyi bir fikirdir. Müsveddenizde olduğu gibi, araya biraz zaman koymak size perspektif verir ve defalarca okuyup da garipsemediğiniz cümleleri görmenizi sağlar.

http://storyflip.blogspot.com/2009/04/sum-of-parts.html

16 Eylül 2010 Perşembe

Neden ikiyüzlüler mükemmel kötü adam olurlar?

Yazarlar, genelde muhalif(karşıt) karakterlerinin mümkün olduğu kadar "bela" olmaları gerektiği konusunda özendirilirler. Seri katiller, megalomanlar, sadistler oldukça etkili karakterlerdir. Elbette, korku ve tiksinti uyandırırlar. Fakat bazen en nefret edilen karakterler daha az şeytansı ve bitmek bilmez bir ikiyüzlülük içindedirler.

Görkemli karşıt karakter çeşitlerini sunan Charles Dickens, iki romanında bize beceriyle bunları gösterir : Kasvetli Ev ve Küçük Dorrit. İki kitap da şüphesiz, kötü karakterleri sunar. Özellikle Kasvetli Ev'deki şantajcı avukat Josiah Tulkinghorn ve Küçük Dorrit'teki Fransız katil Rigaud. İkisi de muhteşem ve tüyler ürpetici karşıt karakterlerdir. Böyle olduğu halde, iki kitapta daha az karşıt oldukları halde daha fazla nefret duyulan karşıt karakterler de vardır, Kasvetli Ev'de Harold Skimpole, bencil bir züppedir. Arkadaşlarını kendi borçlarını ödemek için zorlar ve kendisini bir çocuk kadar masum gösterir. William Dorrit, Küçük Dorrit'in baş karakterinin babasıdır. Kendisinin ve ailesinin borçlular hapishanesindeki geçmişlerini unutmaları konusunda ısrar eder, hatta salıverilmelerini sağlayan insanları bile yüzüstü bırakma derecesine gelir.

Muhtemelen, ne Skimpole ne de Bay Dorrit , Tulkinghorn ve Rigaud kadar zarar vermez ama saygınlık kisvesi altındaki kabahatleri ve adaletsiz tutumları neredeyse onlarınki kadar ağırdır ve suçlanmayı hakeder. Belki onların suçlarının çoğumuzun daha iyi anlayabileceği türden olması, bunlara aşina olmamız bu karakterleri güçlü yapıyordur. Bunlar daha insansı karakterlerdir ve hepsi ilgi çekicidir çünkü onların kötülük cinsleri siyah ve beyaz gibi ayrı değildir. Kendimizle onlar arasında bir bağlantı kurabileceğimiz için belki daha da fazla nefret edilirler.
http://wordplay-kmweiland.blogspot.com/2010/09/why-hypocrites-make-excellent-bad-guys.html

14 Eylül 2010 Salı

Hikayeniz yeterince esrarlı mı?

Sadece şüphe ve esrar değil, gizem sanatı, her türlü hikayenin kalbinde yer alır. "Naming the World" isimli kitabında Bret Anthony Johnston, başarılı yazar olmanın sırrını bir cümle ile özetler.
"Okuyucular bir şey istediğinde bunu onlara vermeyin."
Okuyucuya ne anlatacağımız veya anlatmayacağımız oldukça ustalık isteyen bir iştir. Her hikayedeki gizemin özellikleri, hikayenin talebine göre farklılık gösterir. Yine de yazarın hangi bilgiyi saklaması veya saklamaması gerektiğine dair bazı genel ilkeler vardır.

Başarılı Gizem Tipleri
Ana karakterin bilmesi gereken herhangi bir bilgi. Çoğunlukla okuyucu ve baş karakter aynı gemide olmalıdır. Eğer böyle olursa okuyucu kendisini baş karakter ile birlikte maceranın içinde hisseder.
Doğal olay örgüsünde ilerleme. Gizem olay örgüsünde doğal olarak oluşmalı. Kurgu hayatın aynasıdır. Gerçek hayatta hiç birimiz bir an sonra ne olacağını bilemeyiz. Eğer baş karakter bir uçurum kenarında asılı kalmışsa ve heyelan mevcutsa, okuyucu bu beladan nasıl kurtulacağını bilmek için çılgına döner.
Geçmişteki sırlar. Baş karakter ya da muhalif karakterin geçmişindeki düğümler favori gizemlerdir. Yazarların bu bilgiyi ellerinde tutarak oyun yapabiledikleri alan geçmiştir. Özellikle de hikayenin gözünden anlatıldığı karakterin bu bilgiyi unutması/gözden kaçırması için bir sebep varsa.

Başarısız Gizem Tipleri
Bilinmesi gereken temel bilgi. Karakterin ismi, cinsiyeti veya genel hedefi gibi izleyicinin ilk bölümde öğrenmek istediği giriş bilgilerini saklamayın.
Karakterler arasındaki ortak bilgi birikimi. Ana karakter ve arkadaşları "Bill" adındaki birinden devamlı olarak bahsediyorlar ama hakkında bilgi vermiyorlarsa, okuyucu kendisini dışlanmış hisseder. Baş karakter bir şeyi biliyor ama bunu okuyucu ile paylaşmıyorsa bunun iyi bir sebebi olmalıdır. Yoksa okuyucu kandırıldığını hisseder ve sıkılır.
Olay örgüsü boşlukları ve inanılırlık zafiyetleri. Beşinci bölümde ortaya çıkan ve daha önce hiç bahsedilmemiş bir karakter yüksek binalardan zıplayıp, hızlı giden trenleri durdurabiliyorsa, bir açıklamaya ihtiyaç vardır. İyi bir açıklamanız olmadığı sürece (ya da düzgün ilerleme ve önden gölgeleme yaparak desteklemek) okuyucunun inançsızlığını körükleyecek şüpheleri yerleştirmeyi başarmış olursunuz.
http://wordplay-kmweiland.blogspot.com/2010/09/is-your-story-mysterious-enough.html

16 Temmuz 2010 Cuma

Tema ve Sembolizm ile ilgili 20 soru

Sembolizm

Bir nesneyi, karakteri, kurguyu düşünelim. Basitleştirmek için bir ayakkabı bağını ele alalım. (Aşağıdaki sorularda ayakkabı bağı yerine ister Charlie Chaplin'i ister Paris'i koyabilirsiniz.)

1.Bir ayakkabı bağının hangi kültürel ve tarihsel bağlantıları vardır?
2. Bu ayakkabı bağını diğerlerinden ayıran nedir?
3. Ne gibi negatif ortaklıkları vardır?
4. Ne gibi pozitif ortaklıkları vardır?
5. Hangi ortaklıklar anlatıcının diliyle (sözcük seçimi, ton, vb.)belirtilecektir?
6. Farklı karakterler bunu nasıl kullanacak?
7. Farklı karakterler bunu nasıl tartışacaklar?
8. Hangi sebep olay örgüsüne hizmet edecek?
9. Nerede başladı?
10. Nerede sonlanacak?



Tema

Karakterlerin ne yapacağı ve ne söyleyeceğini düşünün ve anlatıcı eğer bir karakter değilse onun söyleyeceklerini de düşünün.


1.Hangi ahlaki ve manevi ilkeler hikayenizi yükseltecek?
2.Ne çeşit bir çatışma ile karakterleriniz yüzleşmek zorudna kalacak? (Dış ve iç çatışmalar neredeyse tüm temayı belirlerler)
3.Hangi inançları karakterleriniz benimseyecek ya da reddedecek?
4.Hangi davranış modelleri karakterlerinze uyuyor?
5.Hangi günahlar ya da ihlalleri karakterleriniz işleyebilir?
6.Karakterlerinizin sahip oldukları işler?
7.Arkadaşları ve aileleri ile ilişkileri nasıldır?
8.İşlerini tamamlamalarına ya da tamamlayamamalarına ne sebep olur?
9.Büyüme ve gençlik dönemlerindeki şekillendirici tecrübeleri varsa bunları okurlar biliyor mu?
10.Ne çeşit değişimler geçireceklerdir?
Orjinali burada:
http://www.yingleyangle.com/2010/06/20-questions-to-ask-about-symbolism-and.html

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Neden bir önermeniz olmalı?

Bütün hikayeler bir önerme ile başlar (Uzayda bir savaş çıkması, iki insanın aşık olması, bir köpeğin kaybolması) ama sıklıkla ilk tasarımlarımız silik ve şekilsizdir. Bazen önerme olmasa bile olsa "ne olur" sorusu bir önermeye öncülük eder. Küçük bir çocuğun beyni vücuduna göre hızlı büyürse ne olur? (Ender'ın Gölgesi- Orson Scott) Öksüz bir çocuğa bilinmeyen biri tarafından bir servet bırakılırsa ne olur? (Büyük Umutlar- Charles Dickens
Ne olur(What-if) soruları oldukça güçlüdür ama bunları önerme cümleleri haline getiremezsek avantajlarından faydalanamayız.
Bir önermeye sahip olmak için 6 sebep vardır.
1. Tutarlı fikirleri tespit etmenize yardımcı olur.
Bir fikri yoğunlaştırarak ve kesinleştirerek önermeye çevirmek çabuk bir değerlendirme imkanı sağlar. O fikrin hikaye boyunca ayakta kalıp kalmayacağı ile ilgili hızlı bir değerlendirme yapabilmemize olanak sağlar.
2. Önerme cümlesi ana karakteri, merkez çatışmayı ve olay örgüsünü kesinleştirir.
Ne olur sorusu size fikir veriyorsa, önerme cümlesi size hikayeyi verir.
3. Kitabın özünü damıtır. Yaratıcılığın ele avuca sığmaz taşkınlığında, özellikle ilhamın ilk zamanlarında, bütün renkli olasılıklar içinde boğulmak çok kolaydır. Bir hikayenin bir sürü yöne gitme potansiyeli vardır ve en iyisini seçmek zor olabilir.Başka bir yol izlemeye karar vermeden önce hikayeyi bölümlere ayırmak gerekir. Bir önerme cümlesi taslak gibidir. Fikrinizi yazmak hikayeyi hızlandıracak bir sürü mıknatıs taşı sağlar.
4. Önerme, sizi bir sonraki soruya götürür.
Önerme cümlesi size hikayenizin kritik noktasını verdiyse, gelecek adım genellikle bellidir.
5. Hikayenizle ilgili soruları cevaplamak kolay olur. İyi niyetli arkadaşlar, aileniz ve hayranlar "Yeni hikayen ne hakkında?" diye sorarlar ve siz 300 sayfalık bir romanı bir kaç cümle ile açıklamak için kem küm edersiniz. En kolay çözüm onlara önerme cümlenizi söylemektir. Böylece onların meraklarını tatmin etmiş ve hem güvenli hem hazırlıklı görünmüş olursunuz.
6. İşinizi satmanıza yardımcı olur. Bir önerme cümlesi yaratmak işinizi ajanslara (yayınevleri, yapımcılar, tv kanalları) göstermenize hazırlık sağlar. Ajanslar hikayenin kısa, öz ve sürükleyici bir açıklamasını isterler.
Yazının orjinali aşağıda.
http://wordplay-kmweiland.blogspot.com/2010/07/6-reasons-premise-sentence-strengthens.html

9 Temmuz 2010 Cuma

Bir Perde


Hepimiz ikinci perde'deyiz

İkinci perde bitmez


Birinci perdede umutlar vardı

Yetmez


Üçüncü perdeye

Kim-kalır / kim-kalmaz


Belli olmaz

Özdemir ASAF
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...