18 Mart 2011 Cuma

Öpücük Balığı

Çocukmuşuz biz... O, mısır saçlı, habire sümüğünü çeken afacan bi kız, ben dizleri yara içinde haşarı bi velet... Dünyanın zillerini çalıp vınn kaçıyoruz...
Atilla Atalay

17 Mart 2011 Perşembe

Üvey

Anlatırken değişir yaşanan. Anlatırken anlatanın istediğine döner her şey. Hiçbir şey yeniden yaşanmaz anlatırken, ilk kez oluşur, başka şeylere dönüşür derken... Onur Caymaz

5 Mart 2011 Cumartesi

Garage Olimpo

"Bütün bu kökü dışarıda fikirleri kafanızdan sileceğim." - Felix
 Maria, 70'li yıllarda on sekizinde Buenos Aires'te Fransız annesi ile yaşayan, bir örgüt altında politize olmuş ve varoş mahallelerinde fakirlere okuma yazma dersleri veren bir kızdır. Büyük ama eski bir evde, kendisine aşık olan kiracıları Felix ile birlikte yaşamaktadırlar. Maria onun aşkına karşılık vermez. O sıralar askeri dikta yönetimdedir. Bir gün Arjantin ordusundan askerler eve gelir ve Maria'yı tutuklarlar. Annesi onu nereye götürdüklerini sorduğunda 23. No'lu Polis Karakolu'nu söylerler ama oraya kızını aramaya gittiğinde "orada olmadığını" ve "isyancıların" kızı kaçırmış olduğunu söylerler. Oysa kız Olimpo Garajı denilen garaj görünümünde ama gözaltındakilere işkence yapılan bir yere götürülmüştür. Maria'yı konuşturmak için yapılan işkenceler sonuç vermeyince, komiser bu konuda uzman olan birini görevlendirir ki bu, bir garajda çalıştığını sandıkları kiracıları Felix'ten başkası değildir. Felix onu nispeten korumaya çalışır ama diğer taraftan da Maria'nın dışarıda onunla birlikte olmadığını unutmaz. Uyum sağlayan mahkumlar garajda çalıştırılırlar, arabaları tamir eder ve temizlerler.

"Korkunu belli etmemen gerek. Mutluluk, umutsuzluk, üzüntü... Hepsini gizlemelisin."
Felix ve diğerleri gözaltına aldıkları insanların kıyafetlerine, ayakkabılarına ve saatlerine el koymaktadırlar. Hatta anne-kızın evine göz diken Texas (askerlerden biri) Maria ile görüştüreceğini söyleyerek evi kendi üstüne geçirir ve anneyi şehrin dışında bir yerde öldürür. Bir gün Felix Maria'yı gizlice dışarı çıkarır. Parka giderler ve Maria salıncağa biner. İşkence görmüş insanların belki de özledikleri en önemli şeydir masumiyet.

Kötülük insanın doğasında olan bir kavramdır, iktidar sahiplerince göz yumulduğu ve ayrıcalık tanındığı durumda, okulda öğrencilerin alt sınıflara zorbalığına, ailede büyük kardeşin küçüğüne, toplumda erkeğin kadına şiddetine ve devlet güçlerinin halka eziyet etmesine dönmesi çok kolaydır. Filmde de böyle olur. Kötülüklerine bir amacı kılıf edinen ve kendilerini bu denklemde "iyi" çıkaran "güçler" hayatlarına mutlu devam ederler.

Zamanı gelen tutuklulara "aşı" yapılarak, cezaevlerine gönderilmek üzere askeri uçaklara bindirilirler. Biliriz ki onlar hiçbir zaman hapishanelere ulaşamayacaklardır, bize de yabancı bir olay değildir bu. Arjantin'de 1976-1982 yılları arasında 9000-30000 arasında kişinin gözaltında öldüğü tahmin edilmektedir ve suçlular hâlâ dışarıda dolaşmaktadır. Bu film tüm dünyadaki Cumartesi Anneleri'ne adanmıştır.

3 Mart 2011 Perşembe

Pablo ve Dosto

Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un can dostu Vrazumihin, Rodya'nın annesi ve kız kardeşini kaldıkları pansiyona götürürken, hem sarhoşluğun tesiri hem de Dunya'ya çarpılması sonucu, nefesalmadan kendinden ve görüşlerinden bahseder. Evinde bir parti vermiştir. Bir takım insanlar bir araya gelmiş ve tartışmışlardır.

-Onlara palavra savurdukları için mi kızıyorum sanıyorsunuz? Saçma! Ben yalanı severim! Yalan insanların bütün öteki yaratıklara karşı biricik üstünlüğüdür! Yalan söylersin ve böylece gerçeğe ulaşırsın! Ben yalan söylediğim için insanım. Önceden on dört kez, hatta belki yüz on dört kez yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır ve bu kendine göre onurlu bir iştir. Oysa biz yalanı bile kendimiz kıvıramayız! Bana bir yalan söyle, ama bu yalan senin olsun, senin uydurduğun bir şey olsun, alnından öpeyim! Kendine ait bir yalan başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insansın, ikincisinde ise bir papağan! Biz şimdi neyiz? Biz şimdi, ayrıcalıksız hepimiz, bilimde, gelişmede, düşüncede, buluşta, ülküde, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, her şeyde, her şeyde daha kolej hazırlık sınıfındayız! Başkalarının aklıyla yetinmek hoşlarına gidiyor, alışmışlar bir kez!


Bunu okuyunca aklıma Pablo Picasso'nun şu sözü geldi:
-Hepimiz biliyoruz ki, sanat doğruluk alanına ait bir şey değildir. Doğruyu –en azından, anlamamız için bize dayatılan doğruyu– fark etmemizi sağlayan bir yalandır sanat. Sanatçı, yalanlarının doğruluğuna başkalarını ikna edecek yolu bulmalıdır.
Yalanı kötü bir şey sanıyordunuz değil mi?

27 Şubat 2011 Pazar

83. Oscar Tahminlerim

En iyi film:
Inception

En iyi yönetmen:
Darren Aronofsky

En iyi kadın oyuncu:
Natalie Portman

En iyi erkek oyuncu:
Colin Firth

En iyi yardımcı kadın oyuncu:
Fikrim yok.

En iyi yardımcı erkek oyuncu:
Geoffrey Rush

En iyi orjinal senaryo:
Inception

En iyi uyarlama senaryo:
The Social Network

En iyi sinematografi:
Black Swan

En iyi kurgu:
Inception

26 Şubat 2011 Cumartesi

Black Swan ve La Pianiste


Spoiler içermektedir. İzlemeyenlerin okumasını tavsiye etmem.
Bu senenin Oscar ödüllerine beş dalda aday olan Black Swan, Kuğu Gölü Balesi'nde baş dansçıyı oynamak üzere seçilen Nina'nın hikayesini anlatıyor.  (Beyaz Kuğu Prenses Odette'in sevgilisi Prens, Siyah Kuğu Odile tarafından baştan çıkartılır ve Prenses bir kuğu bedeninde hapis kalır.) Nina oldukça yetenekli bir dansçıdır. Annesi de eski bir balerindir ve 28 yaşında Nina'ya hamile kalınca baleyi bırakmak zorunda kalmıştır. Annesinin aşırı baskıları sonucunda Nina "kusursuz" bir dansçı olmayı takıntı haline getirir. Kendine ve annesine zarar vermeye başlar, kontrolünü kaybeder ve çeşitli yanılsamalarla boğuşur.

Michael Haneke'nin La Pianiste'ini izleyenler bu konuyu hatırlayacaklardır. Baskın annesi tarafından mükemmel olmak için yetiştirilen ve çok iyi bir piyanist olan Erika, bastırılmış duygularını tatmin edebilmek için öğrencisi Walter'la tehlikeli bir oyuna girer ve kıskançlık sebebi ile en başarılı öğrencisinin yaralanmasına sebep olur. Öğrenci-öğretmen ilişkisi Black Swan'da da Nina'nın balenin sanat yönetmeni  Thomas'ya aşık olması ile kendini gösterir.  Her iki karakter de (Nina+Erica) ruhlarındaki baskıya karşılık bedenlerine acı vermektedirler. Her ikisinin de hiç arkadaşı yoktur.

Hikâyenin buradan sonrası değişmekte; Nina hem Beyaz Kuğu'yu hem Siyah Kuğu'yu oynamalıdır. Beyaz Kuğu için çok uygun olan Nina, Siyah Kuğu için kendi iç dünyasında da bir değişime uğramalı, annesinin kontrolünden çıkıp hayatın diğer boyutlarına karışmalıdır. Erika ise artık kontrol edilemez tutkusu ile Walter'ın da dengesini bozmuştur ve şiddete maruz kalır.

İki filmin sonu da benzerlikler gösteriyor. Erika öğrencisinin yerine piyano resitaline çıkacağı akşam kendisini omzundan bıçaklar, gösteriye çıkmaz ve gösterinin yapılacağı binayı terk eder. Nina da perde arasında kendi yansıması ile girdiği bir mücadelede kendisini kırılan cam parçalarından biri ile karnından yaralar( bıçaklar) ve rolünde çok başarılı bir şekilde dans eder ve son sahneye kadar kimi yaraladığını anlamayız.

Sonuç olarak iki konu birbirine yakın olsa da Darren Aronofsky'nin bazı yerlerde insanı oldukça rahatsız eden çekimler yaptığını söylemeliyim.



Bir mim ve bir ödül

O.K.A.- MAVİ TUTKU  Yaşamın Geniş Özeti'ni okumayı en sevdiği bloglar arasında gösterip ödüllendirmiş. Çok teşekkür ediyorum. Benim sevdiklerim ise sağda. Sevgili İmge de mimlemiş, ona da teşekkür edip, hemen sorulara geçiyorum.

1-Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:
Şöyle güzel ve yoğun bir şekilde kar yağıp, yolları kapatırsa hem sevinirim hem de şok yaşarım. Böylece işe kısa bir mola vermiş oluruz üstelik de yıllık izni kullanmadan :)

2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:
Pek öyle bir şey olmuyor, yani alamadığım bir şey uykumu kaçırmaz ama henüz aldıklarımı bitiremediğim için yeni kitap alamadığım zaman gün içinde aklıma geliyor. Bu duruma rağmen ertesi günlerde alıp, okumak için kendi kafamda olan sırayı sık sık bozduğum da oluyor.

3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:
Çok tatlı düşkünü olmamama rağmen güzel bir elmalı turta yanında çay :)

4-Uğurun var mı, uğurun?
Yok.

5-Kendine en yakıştırdığın renk:
Gülüş pembesi.

6-En sevdiğin takın:
Küpeler, bayılırım küpeye ve çeşit çeşit yüzükler tabi :)

7-Takıntın?
Günlük planlarımın sekteye uğraması rahatsız eder.

8-Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
Trenle Eskişehir...

9-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:
Deniz Seki- Sahici
Zaz- Les Passants
Concha Buika- No Habra Nadie En El Mundo

10-Solunda ne var?
Televizyon, koltuklar ve pencereden gözüken karşı apartmanların manzarası, La Pianiste dvd'si.

Ben de mim'i yollayayım aslında baştan karşı olmama rağmen eğlenceli geldi. Efendim bu mim'i Momentos, Hayal Kahvem, Sonbahar da cevaplasın isterim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...