Sonunda beklediğim haber geldi. Rihanna şiddet gördüğü sevgilisi ile barışmış. Dün yazacaktım vakit yokluğundan olmadı.
Bu olayı duyduğumdan beri sevgililerinden, kocalarından ya da ailelerinden şiddet görüp terkedemeyen, affeden kadınları düşünüyorum.
Ne kadar güzel ve genç olursa olsun, dünyanın en popüler ve sevilen seslerinden biri olursa olsun maddi olarak da hiç bir ihtiyacı olmasa da, sonuç herhangi bir kadının hissettiğinden farklı olmayabiliyor. Demek ki bunlar kadınların arkasına sığınmak istedikleri birer bahaneden ileri gitmiyormuş. Gerçek sebep başkaymış.
Sanki kadınlarda doğuştan suçluluk geni var. Yapılan harekete bir açıklama bulma, kendilerini suçlama ve karşıdakini affetme eğilimi. Sana zarar veren birini anlayabiliyorsun, anlamak istiyorsun?
Aklıma buna benzer bir kavram geliyor "Stockholm Sendromu". 1973 yılında bir banka soygunundan sonra ortaya çıkmış, rehinenin kendisini rehin alan soyguncuyu anlaması hatta ona yardımcı olması olarak açıklanıyor. Benzer birşey Hülya'nın şu sıra sitesinde tartışmaya açtığı "sencillik" konusunda var. İnsan kendisi olmaktan o kadar çıkıyor ve kendisini karşıdakinin yerine o kadar koyabiliyor ki artık bir gönüllü köleye dönüşüyor. Ne yapsa onu mazur görüyor ve bir açıklama buluyor. Çünkü aslında kendisi olmak, "ben" demek çok zor. Çok yalnız ve bu yalnızlık onları zaten öldürmüş durumda. Yaşamanın, hayatta varolabilmenin yolu efendinin kölesi, soyguncunun rehinesi, birinin karısı ya da sevgilisi olabilmekten geçiyor.
Yıllar önce buna benzer bir olay Noir Desir'in solisti Bertrand Cantat-Marie Trintignant arasında yaşanmış ve kadının ölümü ile son bulmuştu. Sebebin de kadının eski kocasından gelen bir mesaj olduğu ortaya çıkmıştı. Belki Marie Trintignant yaşasaydı o da bunu anlayışla (!) karşılayabilirdi. Kimbilir...
"Ne kadar uzun sırıklara sahip olursak olalım, kendi ayaklarımızla yürürüz." Montaigne
24 Şubat 2009 Salı
Yerli plaka

Artık istek liste yapmaya başladım :) İşte yeni sayılabilecek, güzel yerliler.
1-Candan Erçetin-Ben Kimim
2-Badem-Geceyedir Küsmelerim
3-Yüksek Sadakat-Aşk Durdukça
4-Gökhan Türkmen-Büyük İnsan
5-Yüksek Sadakat-Kadınım
6-Nil Karaibrahimgil-Seviyorum Sevmiyorum
18 Şubat 2009 Çarşamba
Yeni şarkılar

Son bir ayda çok güzel yeni şarkılar dinleme fırsatı buldum. Her zaman bu kadar çok, güzel şarkıya rastlamıyoruz. Birinci Slumdog Millionaire'in, ikinci Barcelona, Barcelona'nın film müziği.
1. Mia- Paper Planes
2. Giulia y los Tellarini- Barcelona
3. Ida Maria- Oh My God
4. One eskimO- Kandi
5. Bunların üstüne bir de sevgililer günü ve haftası sebebi ile bol bol çalınan Jason Mraz-Lucky var. Gayet hafif, romantik komedi müziği olabilecek bir şarkı.
Ama özellikle One eskimO'yu yakında çokça duymaya başlayacağımızı düşünüyorum.
12 Şubat 2009 Perşembe
Hayat..
Geçen hafta kaybettiğimiz bir akrabamız nedeni ile aile çoğunluğu bir araya geldik. Artık biz de düğün ve cenazelerde görüşen ailelerden olmuşuz. Tabi ki herkes ayrılırken görüşelim es geçmeyelim dedi. Ama öyle olmayacak şüphesiz...
Bir an gelir, tanıdıklar ölmeye başlayınca hayatının sonsuz olmadığını anlarsın demişlerdi. Gerçekten öyle oluyormuş. Yaşlılar ölüyor, çocuklar genç oluyor, bense hep genç kalacağımı sanıyordum. Hakikat insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor.
Tam yerine denk geldi manzara koyduk misali bu düşüncelerin üstüne Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'ni izledim. Fikir çok parlak: Yaşlı doğan bir bebek ve büyürken gençleşmeye başlıyor. Hayatı tersten yaşıyor ve bir insanın yaşamı boyunca karşılaşacağı olaylar onun hayatında da yaşanıyor. Fakat film güzel olmaktan uzak. İzlemeyi zorlaştıran bir sürü detay verilmiş.
Bir adamın hayatının tamamını anlatmaya çalışmanın yarattığı bir sıkıntı bu belki ama çok daha kısa ve çarpıcı olabilirdi. Hayatları belli bir dönem için çakışan Benjamin ve Daisy'nin farklı yaşlanma özellikleri yüzünden ayrılmaları gerekir bir nevi ayrı dünyaların insanıdırlar. Hikayenin, bu aşkın kadın kahramanının şimdiki zamanından takip edilmesi ise çok gereksiz yere filmi sıkça bölüyordu. Keşke Titanic'teki gibi geçişlerle bu anlatım olayını keyifli hale getirecek çözümler bulabilselerdi.
Sonuçta öleceği gözüyle bırakıldığı huzurevinde büyüyen ve aynı yerde ölen Benjamin'in tuhaf hikayesinin söylediği en önemli sözler "hayatta seni ne bekliyor bilemezsin" ve " herkes kendi yolculuğunda yalnızdır".
Bizim çok sıkça kullandığımız "Kısmet" de hikayeye ufak da olsa renk katmış... Sonuç olarak Brad Pitt ve Cate Blanchett'in oyunculukları çok çok iyi ve Babel'den sonra bir kez daha çok yakışıyorlar.
Bir an gelir, tanıdıklar ölmeye başlayınca hayatının sonsuz olmadığını anlarsın demişlerdi. Gerçekten öyle oluyormuş. Yaşlılar ölüyor, çocuklar genç oluyor, bense hep genç kalacağımı sanıyordum. Hakikat insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor.
Tam yerine denk geldi manzara koyduk misali bu düşüncelerin üstüne Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'ni izledim. Fikir çok parlak: Yaşlı doğan bir bebek ve büyürken gençleşmeye başlıyor. Hayatı tersten yaşıyor ve bir insanın yaşamı boyunca karşılaşacağı olaylar onun hayatında da yaşanıyor. Fakat film güzel olmaktan uzak. İzlemeyi zorlaştıran bir sürü detay verilmiş.
Bir adamın hayatının tamamını anlatmaya çalışmanın yarattığı bir sıkıntı bu belki ama çok daha kısa ve çarpıcı olabilirdi. Hayatları belli bir dönem için çakışan Benjamin ve Daisy'nin farklı yaşlanma özellikleri yüzünden ayrılmaları gerekir bir nevi ayrı dünyaların insanıdırlar. Hikayenin, bu aşkın kadın kahramanının şimdiki zamanından takip edilmesi ise çok gereksiz yere filmi sıkça bölüyordu. Keşke Titanic'teki gibi geçişlerle bu anlatım olayını keyifli hale getirecek çözümler bulabilselerdi.
Sonuçta öleceği gözüyle bırakıldığı huzurevinde büyüyen ve aynı yerde ölen Benjamin'in tuhaf hikayesinin söylediği en önemli sözler "hayatta seni ne bekliyor bilemezsin" ve " herkes kendi yolculuğunda yalnızdır".
Bizim çok sıkça kullandığımız "Kısmet" de hikayeye ufak da olsa renk katmış... Sonuç olarak Brad Pitt ve Cate Blanchett'in oyunculukları çok çok iyi ve Babel'den sonra bir kez daha çok yakışıyorlar.
28 Ocak 2009 Çarşamba
Abarack Gubarack

Barack Obama sonunda görevinin başına geçti. Değişim isteyenlerin oylarıyla. Yılbaşından 20 Ocak'a kadar geçen süre içerisinde İsrail kendi hakkını korumak için (!) Filistin'e saldırdı. 20 Ocak'ta Obama'nın göreve geçtiği gün Filistin'den çekilmeye başladı. Bütün kirli işler Bush yönetiminde kaldı. Temiz bir sayfa açılmış oldu (mu), White House kadar white hatta.
İlk Ellen De Generes'ta izledim güzel dansını sonra da kutlama balolarında. En azından Bush kadar eğlenmeyi sevdiği açık. E hayatta bir dans değil mi zaten?
--------------------------------------------------------------------------------
Hızlı hızlı bir telaşla eve gitmeye çalışırken ki sonrasında uzun uzun tvye veya uzun süredir bitirmeye çalıştığım kitaba bakabilmek istiyordum yukarıdaki manzara çıktı karşıma. Cep telefonu ile çekebildim ama olsun...
--------------------------------------------------------------------------------
İnsanları cahillikleri veya anlamadıkları için eleştirmek doğru olmamalı, yapıyoruz ama olmamalı. Ama anlamaya çalışmamak için bir ceza olmalı. Dinlemeyi bilmemek de en büyük suçlardan.
Davranışlar için ise keşke bir ağırlıklı not ortalaması olsa. Yapılan davranışın özelliği ile değerini çarpsak. En son negatiflerle pozitifleri toplasak ne çıkarsa ona göre bir not versek.
--------------------------------------------------------------------------------
Kemal Kılıçdaroğlu Chp'den aday oldu. İşlerin nasıl yürümesini istiyoruz göreceğiz. Değişim istiyor muyuz gerçekten? Yoksa hepimizin azıcık da olsa, kimseye göstermeden yürütmek istediğimiz işlerimizin yürümesi için bazı şeylere göz yumulmasını mı istiyoruz. Ufak kazançlarımız dürüst beklentilerimizin önüne geçecek mi? İkiyüzlü müyüz yoksa gerçekten çalıp çırpanlardan yorulduk ve herşeyi layıkı ile yapmak istiyor muyuz? Göreceğiz.
12 Ocak 2009 Pazartesi
Kılçık...
Kılçık,
Çıkıntı,
Ayrık otu,
Taraflar ve taraftar üstü,
Yargıç değil, savcı değil,
Avukat hiç değil,
Ha Engerek-10 ha Ergene- Kon
Hem yavrusunu koruyan Filistinli baba
Hem de Shministim İsrailli genç
http://www.december18th.org/
Çıkıntı,
Ayrık otu,
Taraflar ve taraftar üstü,
Yargıç değil, savcı değil,
Avukat hiç değil,
Ha Engerek-10 ha Ergene- Kon
Hem yavrusunu koruyan Filistinli baba
Hem de Shministim İsrailli genç
http://www.december18th.org/
26 Aralık 2008 Cuma
Yıllandıkça...
Bir yılı daha geride bırakırken;Elektronik aletleri çözme yeteneği azalırken, insanları çözme yeteneği artıyormuş... :)
Müziksiz, tvsiz ve internetsiz yaşanabileceğini anlamışken, özellikle müziksiz geçiremediğim zamanları anarak, insan keşke daha erken içsesini dinlemeye başlayabilse... Bunun en kestirme yol olduğunu bilse...
Kendini tanımak, en çok kötü yönlerini tanıdığında gerçekleşiyormuş. Aslında insanın kendini sevmesinin de "kötü" yönlerini anlaması ve sevmesi ile başladığını kavramak gerekiyormuş. Boşuna gençlere "kendini sev" demesinler. İnsan sevilmeyecek yönü olduğuna inanmalı ki o yönünü sadece o sevsin... Hatta kendini kendine savunsun... Sadece suçlamasın... Kötü olabilmek de bir cesaret işidir.
Adalet isteme merakından vazgeçip, kaybeden olmayı da bilmeli. Belki kaybederken kazanılacağını öğreniriz. Tabi baştan bu planla yola çıkanlar hariç...
Yeni yılın umut, huzur ve sağlıkla geçmesi dileği ile... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)